Halit Ziya Uşaklıgil Sözleri

Halit Ziya Uşaklıgil Sözleri

Türk edebiyatının unutulmaz romancılarından Halit Ziya Uşaklıgil, 1866 yılında İstanbul’da doğmuş  ve  27 Mart 1945 tarihinde vefat etmiştir. Türk edebiyatına büyük katkılarda bulunmuş usta bir yazardır. Türk edebiyatına en büyük katkısı o döneme kadar teknik kusurlarla anılan Türk romanını bu kusurlardan arındırmasıdır.Bizde bu kıymetli yazarımızın sözlerinden bir demet hazırladık. İşte birbirinden anlamlı Halit Ziya Uşaklıgil sözleri…


 

Söylenmemiş söz ağırlaşır.

 

Herkes konuşuyor, hiç kimse dinlemiyordu.

 

Bilir misin azizim? Ağlamamak için gülüyorum.

 

Korkuyorum. Evlilik! Bu kelime bana korkunç bir şey gibi geliyor.

 

Fakat kalbinde o sönmek bilmeyen ateş yanmakta devam ediyor du.

 

Ah o sevda dakikası ! Acaba mahrum hayatında o bahtiyar saat çalacak mı.

 

Gökyüzü yine bu geceki gibi yıldızlı, hava yine böyle temiz, yine ben düşünceliydim.

 

O benim olmayacak olursa hayat artık taşınamayacak bir yük hükmünde kalacak.

 

Bugün hiç kimse ile konuşmaya tahammül edemiyordu.Yalnızlığa şiddetle ihtiyacı vardı.

 

Neden gizli ağlıyorsun? Madem ki senin ağlanacak şeyin var, ne için birlikte ağlamayalım?

 

Sevmek,sevmek istiyordu. Hayatında yalnızca bu eksikti, ama hayatta her şey bundan ibaretti.

 

Başından sonuna kadar bir şiir ki bir gülümseme ile başlasın, bir damla gözyaşı ile netice bulsun.

 

Ama heyhat! Gençler o kadar hızla ihtiyarlıyor ki gençlik uygarlığa kurban olmuş diyeceğim geliyor.

 

Arz, yer gök , her şey mevsimini kaybetmiş; bu sonu olmayan çöl üzerinde hiçbir parlaklık ışıltısı yok.

 

İnsan, üzüntülü ve sevinçli zamanlarında, kalbinin dayanamayacağından fazlasını duyarlı bir kalple bölüşmek ister.

 

Mutluluk bir hayal gibi gözlerimizi bulandırarak uçuyor, her zaman var olan, aşikar kalan bir şey var: hayatın boşluğu!

 

Cinayeti kaldırmak, savaşı yok etmek, fakirliği, yoksulluğu kaldırmak mümkün mü? İstediğiniz kadar ağlayınız. Fayda? Hiç!

 

Hayata yırtmaktan ziyade sevmek; fakat sevmekten evvel sevilmek için gelmişe benzer nazenin bir edanın baygınlıkları vardı.

 

İnsanlar tuhaftır. Fena bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar.

 

İnsanlar ne kadar büyürlerse bü­yüsünler, ne kadar yaşlanırlarsa yaşlansınlar, gene kimi daki­kalar vardır ki annelerine sokularak çocuk olmak isterler.

 

Aman Yarabbi! Sevmek bu muydu? İnsanı sanki bir mengene içinde sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyene bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?

 

Anne, müsade eder misin? Senin dizine yatayım… Hani bir vakitler beni dizine yatırır da saçlarımı okşardın? İşte öyle yataýım , ben yine öyle, güya sekiz on yaşında bir çocuk gibi okşa.

 

Ben sana bir şey söyleyeyim mi? Sen benimle niçin dargın duramıyorsun bilir misin? Çünkü dargın duracak olsan kavgaya imkan bulamayacaksın.Yeniden kavga etmek için mutlaka barışmak lazım geliyor.

 

Fakat unutmayınız ki bir kadın kendisine bütün gençliğinin samimiyetiyle kalbini vermek isteyen, ruhunun bütün garam hummasıyla ayaklarına atılarak nihayet aşkının feryadını saklamamaya müsaade dileyen bir biçareye karşı hiçbir zaman tamamiyle kayıtsız kalamaz.

 

Ben? Ben hatta uçmak için heves bile duymadım. Uçup uçup da düşenler, bütün o kırık kanatlarıyla topraklarda sürüklenen, nihayet topraklarda ruhunun gıdasını arayanlar gözlerimin önünde o kadar dersler teşkil ettiler ki ben onların bitirdikleri yerden başlamaya lüzum gördüm.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar